Reklam
Vakıfbank 970x250
Tarih : 2026-03-09 20:22:55

Kurtulmuş: Bu ateşe kimse benzinle gitmesin

TBMM Başkanı Kurtulmuş'un konuşmasında satır başları şu şekilde:

''Burası Türkiye demokrasisinin kalbi, Türkiye’nin milli iradenin tecelli etmiş olduğu yüce mekan. Burada sizlerle uzun yıllardır birlikte mesai içerisindeyiz. Öncelikle her birinize burada demokrasinin merkezi olan bu güzel mekânda, Türkiye siyaset ile ilgili, ülke gündemi ile ilgili gelişmeleri yakinen takip edip bunu da halkımızla paylaştığınız çabalarınızdaki emekleriniz için her birinize ayrı ayrı teşekkür ederim.

Gerçekten yoğun, bazen çok yoğun mesailer harcadığınızda biz de şahit oluyoruz. Buradaki parlamento ile birlikte, parlamentonun faaliyetleri ile birlikte sizler de gece gündüz, sabah akşam, hiç fark etmeksizin bu çalışmaları en yakından takip ediyor, gelişmelerin hiçbirisini aktarma aksatmadan aktarabilmek için büyük bir gayretle çabalıyorsunuz. Özellikle geçtiğimiz yaz ayları boyunca yoğun bir mesai harcadığımız bu salonda gerçekleştirdiğimiz Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonumuzun uzun saatler süren çalışmalarında da büyük emeğiniz var. Bu çalışmaların eksiksiz bir şekilde Türk kamuoyuna duyurulması bakımından çok yoğun çaba harcadığınızı biliyorum.

Dikkatli bir şekilde komisyon çalışmalarını takip eden arkadaşlarımız oldu ve hem çalışmalarda olan biteni kamuoyuyla paylaşmak hem de komisyon çalışmaları ile ilgili bilgilerin önceden verilip verilmesi ile ilgili çok yoğun emek sarf edildi. Bundan dolayı çok teşekkür ediyorum. Sizlerin de şahit olduğunuz gibi komisyon çalışmaları 21 toplantı sürdü, 137 kişi ve kurum dinlenmiş oldu. Türkiye’de çok geniş bir alanda, Türkiye’nin bu meselenin çözülmesi ile ilgili fikri olan herkes hemen hemen geldi ve büyük bir demokratik olgunlukla burada görüşlerini sundu. Bunların hepsi kaydedildi, hiçbir konuşmacı konuşmasını bitirdikten sonra, onun arkasından “niye konuştu” diye bir eleştiri yapılmaksızın, demokratik bir olgunlukla bu süreçteki gelişmeler takip edildi.

Ben sonunda da hakikaten zor ve çetin bir müzakere sonrasında grup katılan gruplar içerisinde 50 milletvekilinin 47’sinin oyuyla birlikte hemen hemen ittifakla bir rapor ortaya çıktı. Değerli kardeşlerim, Türkiye’nin siyasi tarihi bakımından önemli bir gelişmedir, çünkü 103 yıllık Cumhuriyetimizin yaklaşık 50 yılı, hepinizin bildiği gibi, terörle geçmiştir. On binlerce insan terörde hayatını kaybetmiştir, on binlerce şehidimiz vatani görevini yerine getirmek için genç yaşta şehit olmuştur. Ülkenin kaynakları heba edilmiştir, ülkedeki sosyal dayanışma ortadan kaldırılmış, toplumun arasına fitne sokulmaya çalışılmıştır.

Ama çok şükür Türkiye, siyasi kararlılıkla artık bu meseleden kurtulmamız gerektiğini ortaya koymuş ve Türkiye’de terörün tarihin o kirli tozlu sayfalarında kalması gerektiğini belirterek bir irade ortaya koymuştur. Bu şekilde “terörsüz Türkiye” dediğimiz süreç başlamıştır. Daha önceki dönemlerde de bu süreçle ilgili çalışmalar gerçekleştirilmiş olmasına rağmen, ne yazık ki sonuç bu noktaya hiç ulaşamadı. Yani siyasetin ve parlamentonun sahiplenip çözüm için odaklandığı bir sürece geçilememişti.

İlk sefer, bu tecrübelerin hepsinden istifade ederek parlamento burada inisiyatif aldı ve bu tarihe eşittir. Siyasi partilerimizin hemen hemen tamamının katıldığı bir komisyon çalışması sonucunda belli bir noktaya gelindi. Bu rapor tabii ki her şey değildir, her zaman söylediğim gibi, ama bir yol haritasıdır, bir başlangıçtır. Türkiye’de hem terörün geride bırakılması hem de demokratik standartların yükseltilebilmesi için ortak bir metindir, ortak bir yöneliştir. Ümit ediyorum ki çok kısa bir süre içerisinde Türkiye’de bu raporun altıncı ve yedinci bölümlerinde ortaya koymuş olduğu teklifler, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde siyasi partilerimizin yine ümid ederim ki tamamının katılımıyla ortak teklifler olarak genel kurulda gelir ve süratle yasalaşması temin edilerek bu sürecin önemli bir eşiği daha aşılmış olur.

Başından itibaren söylediğimiz gibi, günümüzdeki özellikle bölgedeki her bir gelişme Türkiye’nin kendi iç kalesini takip etmesinin ne kadar zaruri olduğunu bir kere daha ortaya koyuyor. Türkiye’nin artık terörle, siyasi ihtilaflarla, siyasi çatışmalarla zaman kaybedecek hâli yoktur. Türkiye, etnik farklılıkları, mezhebi farklılıkları, siyasi farklılıkları bir zenginlik vesilesi olarak kabul ederek, birlik ve beraberlik içerisinde ortak milli hedeflere doğru yürümek mecburiyetindedir. Ümit ediyorum ki kamuoyunda oluşmuş olan bu fevkalade tablo, siyasi partilerimizin de yakın takibi ile birlikte belli bir noktaya gelecek, sonuç alınacak ve Türkiye bu önemli tarihi eşiği de geride bırakacaktır.

Bölgemizdeki ve dünyadaki gelişmeleri görüyoruz. Hep söylediğimiz gibi, tahminlerin ötesinde bir şekilde hızlanarak yeni bir döneme girilmiştir. Bir zamanlar tek kutuplu dünya sistemi, çift kutuplu dünya sistemi, çok kutupluluk vs. gibi hususlardan bahsediliyordu. Ama artık dünyada küresel sistem, eğer bir tarife gerekirse, tam manasıyla bir sistemsizlik ve düzensizliğin hakim olduğu bir döneme girmiş bulunmaktadır. Kural artık ortada değildir, hiçbir şekilde herkes tarafından kabul edilen ortak kurallar uygulanmamaktadır, kurumların da bu kuralları uygulayabilecek güç ve yetkinliği kalmamıştır.

Üzülerek söylüyorum, ama bir kez daha söylemek durumundayım; eğer bu dönemi tarif etmek gerekirse, bu dönemi herhalde güçlünün gücünü istediği şekilde tatbik ettiği, organ ve kanunların geçerli olduğu bir dönem demek mümkündür. İşte böylesine bir dönemde, özellikle Türkiye olarak içinde bulunduğumuz coğrafyada, bizim çok güçlü olmamız lazım. Bu güçten kastımız sadece askeri güç, sadece savunma sanayideki güç değil, ekonomi, siyaset, toplumsal yapı ve dayanışmadır. Bu anlamda da milli olarak ortak noktalara yönelme, Türkiye’nin çok güçlü olması için önemlidir.

Hepimizin mesleğimiz ne olursa olsun, hepimize ayrı ayrı sorumluluklar düşüyor. Fikirler farklı olmakla birlikte hedef bir olmalı, yolumuz bir olmalı ve Türkiye’nin güçlü bir şekilde bu coğrafyada daha da ileriye gitmesini temin etmek için gayret sarf etmeliyiz.

Özellikle son zamanlarda yaşadıklarımız, Amerika ve İsrail ekseni, biraz da İsrail’in zorlamasıyla Amerikan hükümetinin de işin içerisinde girdiği bir savaşı göstermektedir. Öyle görünüyor ki bu savaş bir müddet daha devam edecektir. Hiç şüphesiz bu savaş beraberinde sadece şehirlerin, tesislerin, okulların, hastanelerin vurulması, gençlerin ve kadınların öldürülmesi gibi çok acı tabloları bırakmayacak; aynı zamanda büyük bir istikrarsızlığı, büyük bir türbülansı ve yeni altüst oluşları da dünyanın gündemine taşıyacaktır.

Onun için biz Türkiye olarak başından itibaren diyoruz ki, diğer bütün bölgesel savaşlarda ve çatışmalarda olduğu gibi, bu meselenin de çözümü için tek yol diplomasi ve müzakere masasıdır. Zaten tarafların arasında fikirlerin farklı olması, müzakere edilebilecek bir konunun varlığını gösterir. Savaş, asla bu bölgedeki sorunların, hatta dünyanın birçok yerindeki sorunların çözüm yolu olamaz. Hele hele Cenevre’de müzakere masası açılmışken, İsrail Hükûmeti’nin zorlamasıyla birlikte, sonu belli olmayan, nerede duracağı ve nasıl durulacağı belli olmayan bir çok yönlü savaşın başlatılmış olması, sadece bölge için değil, dünyanın tamamı için felaketleri de getirecek potansiyele sahiptir.

Biz Türkiye olarak diyoruz ki, gecikmeden, çok gecikmeden, bu savaşın durdurulması için kim ne yapabiliyorsa ortaya koysun, bu ateşe kimse benzinle gitmesin, bu ateşi söndürmek için herkes elindeki imkânları seferber etsin. Tabii bunları söylerken bunu da çok açık söylemek isterim; yedi Ekim’den bu yana sürekli olarak hem Türk kamuoyunu hem dünya kamuoyunu uyarmaya gayret ediyoruz. İsrail, kendi planları bakımından Büyük İsrail’i gerçekleştirmek için rahat kaldığını düşündüğü bir zaman dilimine girmiştir. Şartlar bu kadar elverişli iken, çevre ülkeler ve bölge ülkeleri darmadağınık vaziyette iken ve dünyanın en gelişmiş ordusunu yanı başında bu bölgeye getirmeye muktedir olmuşken, kendisince son vuruşu yapmak istiyor.

İsrail’in 7 Ekim’den bu yana bölge ülkelere saldırması, başka bir izahı yoktur. Ayrıca, kutsal gördüğü savaşı yaygınlaştırmak için başka yerlerde, başka bölgelerde de istikrarsızlaştırıcı faaliyetlerine alabildiğine devam etmektedir. Örnek olarak Somali’nin bölünmesi ve orada yeni bir devletin ortaya çıkarılması ile ilgili teşebbüsü, dünyadan hiçbir şekilde destek görmemiştir. Bu, Orta Doğu’daki savaşın başka bölgelere yayılması için bir araç olarak kullanılmıştır.

Türkiye olarak bütün bunları biliyor ve bu bölgedeki bütün halkların çıkarının birlikten, beraberlikten ve birlikte hareket etmekten geçtiğini görüyoruz. İsrail’in bazı açıklamalarına ve dini gerekçelere dayalı söylemlerine karşı uyanık olmak mecburiyetindeyiz. Bu bölgedeki yangının bir an evvel son bulması gerekiyor ve hiçbir şekilde kuralın ötesinde, insani değeri olmayan saldırıların sona erdirilmesi için gayret etmemiz lazım.

Hiç şüphesiz, Türk medyasında da ortaya konulan fikirleri değerli bulduğumuzu ifade etmek isterim. Örnek olarak, İran’da 165 ilkokul öğrencisi, ufacık çocuk öldürülüyor; hem de sonradan bunların Amerikan füzeleriyle vurulduğu tespit ediliyor ve buna karşı dünyanın birçok yerinden ses çıkmıyor. Bu kabul edilemez. Bu savaşta kaybedenler hep kadınlar, yaşlılar ve çocuklar oluyor. Savaşlarda kazananlar ise savaş baronları, silah tüccarları ve savaş endüstrisinden kazanç sağlayan birkaç kişidir.

Türkiye olarak hem bölgenin selametini düşünmek hem de kendi huzur ve istikrarımızı temin etmek mecburiyetindeyiz. Devlet olarak bütün birimlerimizle birlikte bu süreçte Türkiye’nin korunması, Türkiye’nin istikrarının muhafaza edilmesi ve Türkiye’nin bölgesinde bir istikrar adası olarak yoluna devam etmesi için bütün kurumlarımız gayretle çalışmaktadır. Bölgeyi Türkiye’ye çekmeye çalıştıkları bu tür girişimlere Türkiye asla izin vermeyecektir. Türkiye hem insanlık cephesinin soylu bir sözcüsü olarak her türlü haksızlığa karşı sözünü söyleyecek hem de kendi iç cephesini tahkim ederek ülkesini güçlü bir şekilde ayakta tutacaktır.

Bu Ramazan ayının bölgemize, İslam dünyasına ve insanlığa barış ve huzur getirmesini dilerim. Çalışmalarınız dolayısıyla basın camiasını temsil eden değerli basın mensuplarına, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bir parçası olarak, selam ve sevgilerimi sunarım. Ramazan ayınız ve yaklaşan bayramınız mübarek olsun. Bu ramazan sofralarının bereketi hürmetine, dua ile sözlerimi kapatıyorum: Allah bizleri sevsin, sevdirsin ve kendisini hakkıyla sevenlerden olmayı nasip etsin. Allah kalan ömrümüzü geçen ömrümüzden daha bereketli ve hayırlı kılsın. Allah ahirimizi ve akibetimizi hayr eylesin ve gelecek nesillerimizi de huzur ve sükûn içerisinde bu güzel vatanda, kıyamete kadar bolluk, refah, bereket ve iyilikler içinde yaşamasını vesile etsin.''

  Hibya Haber Ajansı

© Copyright 2026 avrupanews.com Tüm Hakları Saklıdır.
Web sitemiz Hibya Haber Ajansı Abonesidir.